Hanımları ve Çocukları

Peygamberimizin Hanımları ve Evliliklerindeki Hikmetler-1
Doç. Dr. Muhittin Akgül

Öteden beri inanmayan insanların tenkit etmeye çalıştıkları meselelerden birisi, Hz. Peygamber (sav) in birden fazla kadınla evlenmesi meselesidir. Bu türlü fikirleri ortaya atan insanlar, ya hiçbir dine inanmayan, Allah-Peygamber-Kitap kabul etmeyen insanlardır veya bu tenkidi yapıp dillerine dolayanlar, Ehl-i Kitap dediğimiz Hıristiyan ve Yahudilerdir. Bu iki sınıfın dışında bilmediği için tenkit edenler varsa onlar için de bu yazıyı hazırlayan yazarımız, Efendimizin evliliklerinin hikmetlerini değerlendirmektedir.İnsanlık tarihi, geçmişten günümüze, iki farklı topluluğun varlığını haber vermektedir. Bunlardan birisi, Allah a inananlar, diğeri ise inanmayanlardır. İnanmayanlar, her fırsatta karşı tarafa saldırmış, onların kutsal gördüğü bir kısım yüce değerlere dil uzatmaktan geri durmamışlardır. Kendi içlerinde bulunan zehirlerini topluma akıtmış, böylelikle de onları zehirlemeye devam etmişlerdir. Bundan sonra da buna benzer olaylar elbette devam edecektir. Çünkü herkes kendi iç dünyasını yaşayacak, fıtratının gereğini ortaya koyacak, böylelikle de Yüce Yaratıcı nın "(Ey Peygamber!) De ki: Herkes kendi karakterine göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir." (17, İsrâ:84). "Dileyen inansın, dileyen inanmasın" (18, Kehf:29). beyanlarının doğruluğu ortaya çıkmış olacaktır. Evet, öteden beri inanmayan insanların tenkit etmeye çalıştıkları meselelerden birisi, Hz. Peygamber (sav) in birden fazla kadınla evlenmesi meselesidir. Bu türlü fikirleri ortaya atan insanlar, ya hiçbir dine inanmayan, Allah-Peygamber-Kitap kabul etmeyen insanlardır, ki bunlar önce kendilerinin tenkit ettikleri, akıllarına sığdıramadıkları bu şeyi kendileri yaşamaktadırlar. Hem de fıtrat kanunlarını da aşarak, vicdan taşıyan birisinin duyduğunda şaşkınlığa düşeceği bir ölçü içinde. Şimdi kadınlarla beraber olma mevzuunda bu kadar ölçüsüz olan kimselerin kalkıp da Allah Resûlü nü bu konuda tenkit etmeleri elbette son derece tutarsız bir şeydir. Veya bu tenkidi yapıp dillerine dolayanlar, ehl-i kitap dediğimiz Hıristiyan ve Yahudilerdir. Bunların tenkitleri de son derece yersiz ve mantıksızdır. Zira kendilerinin inanmış oldukları şu andaki Tevrat ve İncil de pek çok peygamberin evli olduğu, hem de bazılarının pek çok sayıda hanıma sahip oldukları nakledilmektedir. Şimdi peygamberliğine inandıkları insanların, Hz. Muhammed den (sav) çok daha fazla evlilik hayatı yapmalarına bir şey demeyen bu kişilerin, kalkıp da bu durumu serrişte etmeleri elbette objektiflikle bağdaşmamaktadır. Yahut ta bu durumu dillerine dolayanlar, akıllarını müsteşriklere kaptırmış, düşünceden ve gerçeği okumaktan aciz zavallılardır. Bunlar da şayet Siyer ve Meğâzî dediğimiz Hz. Peygamber in hayatını anlatan kitaplara bakacak olurlarsa, bu evliliklerin hangi şartlarda ve hangi sebeplerden dolayı meydana geldiğini gayet açık bir şekilde görecek, vicdanları varsa bu iddialarından utanacaklardır. Çok evlilik Hz. Peygamber in ilk olarak uyguladığı bir tatbikat değildir. O ndan önce de pek çok peygamber, aynı uygulamayı yapmıştır. Aynı zamanda savaşlarda esir düşen kadınların da, eş olarak alınması yine İslâm dan önceki dinlerde uygulanan bir prensiptir ve bu bir noktada gereklidir de. Bununla ilgili olarak Tevrat ta şu tavsiye vardır: "Düşmanlarına karşı cenge çıkacağın ve Allah ın onları senin eline vereceği ve onları esir olarak götüreceğin zaman, esirler arasında bakılışı güzel bir kadın görüp onu arzu eder ve karı olarak kendine almak istersen; o zaman onu evinin içine getireceksin; ve o başını tıraş edecek, tırnaklarını kesecektir; esirliğin esvabını üzerinden atacak, senin evinde oturacak, babasına ve anasına tam bir ay ağlayacak, ondan sonra da kendisine yaklaşacak ve onun kocası olacaksın, o da senin karın olacak..." Yine Tevrat ta Hz. İbrahim in pek çok kadınla evli olduğu, Hz. Davud un çok sayıdaki hanımının yanında, bir çok cariyesinin olduğu , Hz. Süleyman ın yedi yüz hanımının, üç yüz de cariyesinin bulunduğu nakledilmektedir. Kur ân da, çok evliliğin yeni bir şey olmayıp, diğer peygamberlerin de bir uygulaması olduğunu haber vermektedir: "Andolsun, Biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik .." (13, Ra d:38).Evet, çok kadınla izdivaç, bilhassa ahkâmla gelen Enbiyâ için bir bakıma zaruridir. Zirâ, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikahlısı muttali olabilir. Binaenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiâre ve kinayeye başvurmadan -ki çok defa bu türlü anlatma tarzı anlamayı bulandırır ve istinbatı zorlaştırır- her şeyi alabildiğine açık bir şekilde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır. İşte, her şeyden evvel, nübüvvet hanesinde bulunan bu temiz zevceler, kadınlık âlemine karşı, irşad ve tebliğ vazifesinin sorumluları ve nakilcileri olma itibariyle, peygamber için de, peygamberlik için de; kadınlık âlemi için de gerekli, hattâ elzem olur. Bununla beraber, söz konusu olan peygamber, Allah tarafından insanlığa gönderilen, hattâ sadece insanlara değil, aynı zamanda cinlere de gönderilen nebilerin sonuncusu olursa, durum daha da ehemmiyet kazanır. Kıyamete kadar gelecek olan insanların ihtiyaçları, istekleri, karşı karşıya kalacakları problemler durumu daha da hassaslaştıracaktır. Bütün bunların aktarılması, hem de en hassas ve mahrem meselelere kadar, peygamberin her hâline şahit olan bir kısım kimselerin -ki bunlar da ancak hanımları olabilir- bulunmasına bağlıdır. Allah Resulü nün bu evliliklerindeki çeşitli hikmet ve maksatlara değinmeden önce, zevcelerinin kısaca hal tercümelerini verecek olursak, durumun anlaşılması daha da kolay olacaktır.
A. HZ. PEYGAMBER İN HANIMLARI1. Hatice (r):
Hz. Peygamber in (sav) ilk evlilik hayatı, Hz. Hatice validemizle başlar. Onunla evlendiğinde, Efendimiz in yaşı 25, hanımının yaşı ise, 40 tır. Yani aralarındaki yaş farkı, 15 tir. Onun, Hz. Peygamberin yanındaki yeri, diğerlerinden biraz farklıdır. Risâletini tebliğde O nun yanında olmuş, bütün insanların terk edip, O nunla alay ettiklerinde O na teselli vermiş, hattâ Hz. Peygamber e ilk vahiy gelmesi esnasında böyle bir şeyle ilk karşılaşmanın verdiği heyecanla ürpermesi karşısında hiç tereddüt etmeden şu gönül okşayıcı ve heyecan yatıştırıcı sözleri söylemiştir:"Sana müjdeler olsun! Allah a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir vakit utandırmayacaktır. Çünkü sen, akrabana bakarsın, sözün en doğrusunu söylersin, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin. Fakire verir, kimsenin kazandırmayacağını kazandırır, misafiri en iyi şekilde ağırlarsın, Hak yolunda zuhur eden hâdiseler karşısında, halka yardım edersin." Bu nâdide kadın, aynı zamanda ilk Müslümanlardandır. Vahyin nüzulünün onuncu yılında, hicretten üç sene önce vefat etmiştir. Allah Resulü, Hz. Hatice nin ölümü karşısında bir hayli üzülmüştü. Hz. Peygamber in amcası ve müşriklere karşı koruyucusu olan Ebu Talib ile kendisiyle sükûnet bulduğu eşi Hatice nin vefatı gibi üzücü olaylar peş peşe geldiği için bu yıla, hüzün yılı denilmiştir. Resulullah ın bu evliliği 25 yıl sürmüş, İbrahim dışındaki bütün evlatları da yine bu nâdide kadından olmuştur. Vefatı esnasında Resulullah ın yaşı 50 dir. Yani Hz. Peygamber evlilik hayatının büyük bir kısmını ve aynı zamanda gençlik ve olgunluk yaşlarını, sadece ve sadece, kendisinden 15 yaş büyük olan bir kadınla geçirmiştir. 2. Sevde binti Zem a (r):Bu hanımı da ilk Müslümanlardandır. Kocası Habeşistan a yapılan hicretten sonra vefat etmiş olup, kimsesiz kalmıştı. Efendimiz, onunla evlenerek, bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; onu perişan olmaktan kurtardı ve ona enis oldu. Zaten sadece Efendimiz in nikahı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği başka hiçbir şey de yoktu. Ve Allah Resulü yle evlendiğinde yaşı 55 ti. Buradan da anlaşılacağı üzere, bu evlilikteki asıl amaç, kimsesiz ve yardımcısız kalan bir kadının elinden tutmak, emin bir yuvaya kavuşturmaktı.
3. Aişe (r):Resulullah ın bâkire olarak evlendiği ilk ve tek kadındır. O, daha sonra halife olacak olan Hz.
Ebubekir in biricik kızıdır. Ayrıca, Hz. Aişe çok zeki bir nâdire-i fıtrat ve nübüvvet dâvâsına tam vâris olabilecek yaratılışa sahip bir kadındı. Evlendikten sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleri de göstermiştir ki, O muallâ varlık, ancak Nebî zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisçi, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhçı olarak kendini gösteriyor, her yönüyle Hz. Peygamber i temsil etmeye çalışıyordu. Resulullah Aişe yi çok seviyor ve O na karşı çok şefkatli davranıyordu. Hz. işe den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben kızlarla oyun oynardım. Oyun arkadaşlarım gelir ve benimle oynardı. Resulullah ı gördükleri zaman O ndan gizlenirlerdi. Çok defa Resulullah, bu arkadaşlarımı benimle oynamaları için gönderirdi." O nun Hz. işe ile evliliği, yanından hiç ayrılmayan, çektiği sıkıntılara beraberce katlanan, mağara
arkadaşı Hz. Ebubekr için en büyük bir mükâfat idi.
4. Hafsa binti Ömer (r):

Hz. Hafsa dul bir kadındır. Kocası Bedir Savaşı nda şehid edilmiş bir mücahittir. Kocasının vefatına üzülmüş, yalnız başına kalmıştır. Babası Hz. Ömer, kızını önce Hz. Osman a evlenmesi için teklif etmiş, ancak O kabul etmemiş, Hz. Ebubekir e teklif etmiş, O da kabul etmemiştir. Daha sonra da duruma şahit olan Allah Resulü fazla beklemeden O nunla evlenmek istediğini bildirmiş ve evlenmiştir. Bu evlilik de, zaruretlerin getirdiği bir evlilik olup, bununla o yüce insan Hz. Ömer in gönlü hoş edilmiş, kocasının ölümüne üzülen ve yalnız kalan birisinin bu yalnızlığı giderilmiştir.
5. Zeynep binti Huzeyme (r):Resulullah (sav) Hafsa dan sonra bu kadınla evlenmiştir. Onun kocası da Bedir de şehit edilmiş olan, Ubeyde b. Hâris tir. Yalnız başına ve kimsesiz kalan bu mübarek kadının yaşı da 60 tır. Bu kimsesizlik zamanında, kendisine yardım edecek bir ele şiddetle muhtaçtır. Onu bu ihtiyaç içerisinde gören şefkat ve merhamet Peygamberi, onu da nikâhlayarak kendi kanatları altına almak istemiştir. Zaten evlendikten iki yıl sonra da vefat etmiştir. Altmış yaşındaki bir kadınla evlilikte dünyevî bir arzunun bulunması elbette mümkün değildir. Bu evlilikteki tek gaye de, yalnız başına kalan birisine bir yardım eli uzatmaktan ibarettir.
6. Zeyneb binti Cahş (r):Bu evlilikle ilgili geniş malumat ileride verileceğinden burada sadece ismini zikretmekle iktifa ediyoruz.
7. Ümmü Seleme (r):Bu da ilk Müslümanlardan olup, Habeşistan a hicret edenlerdendir. Daha sonra da Medine ye hicret etmiş, çok sevdiği ve kendisine sıkıntılı hicret yolculuklarında arkadaşlık yapıp, yanından hiç ayrılmayan biricik eşini Uhud Savaşı nda şehit vermiştir. Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle, hayat külfetini yüklenmiş bu kadına, ilk şefkat elini, Hz. Ebubekir ve Ömer uzatırlar. Ancak o, bu talepleri reddeder. Daha sonra evlilik teklifini Resulullah yapar ve bu teklif kabul edilir. Böylece yetimleri, sıcak bir yuvaya kavuşmuş, babalarının ölümünden duydukları üzüntüyü, Allah Resulü vesilesiyle unutmuş, hiçbir zaman gerçek bir babayı aratmayacak bir babaya kavuşmuş oldular.Ümmü Seleme de Hz. işe gibi dirayet ve fetaneti olan bir kadındı. Bir mürşide ve mübelliğe olma istidadındaydı. Onun için bir taraftan şefkat eli onu, himayeye alırken, diğer taraftan da, bilhassa kadınlık âleminin medyûn-u şükran olabileceği bir talebe daha ilim ve irşad medresesine kabul ediliyordu. Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Resulullah ın, bir sürü çocuğu olan, bir dul kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet altına girmesini, başka hiçbir şeyle izah edemeyiz.
Evet, çok kadınla izdivaç, bilhassa ahkâmla gelen Enbiyâ için bir bakıma zaruridir. Zirâ, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikahlısı muttali olabilir. Binaenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiâre ve kinayeye başvurmadan bulandırır ve istinbatı her şeyi alabildiğine açık bir şekilde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır.
8. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (r):Mekke de küfrün bayraktarlığını yapan Ebû Süfyân ın kızıdır. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarmaya muktedir Yüce Rabbimiz, gelecekte müminlerin annesi konumuna yükselecek bu kadına, İslâm ın bidayetinde imanı nasip etmişti. Mekke nin zor şartlarında inancını yaşayamayınca, kocasıyla birlikte Habeşistan a hicret etme mecburiyetinde kalmıştı. Ancak bu esnada kocası önce Hıristiyan olmuş, sonra da ölmüş, Ümmü Habibe yalnız başına kalmıştı. Allah Resulü durumu öğrenince Necâşi ye haber göndererek, tek başına kalan bu hanımın kendisine nikahlanmasını istedi. Durumu öğrenince fevkalâde sevinen Ümmü Habibe nin nikahı, Necâşi huzurunda kıyılmış oldu. Şayet Hz. Peygamber böyle yapmayacak olsaydı, yalnız ve kimsesiz bu kadın, ya Mekke ye dönecek babasının ve ailesinin şiddetli zulümleri karşısında dinini bırakacak, ya Hıristiyanlardan yardım dileyecek, ya da kapı kapı dilenip hayatını sürdürecekti. Ancak bu evlilikle en güzel yolu seçmiş oluyordu. Bu evlilik vesilesiyle, o gün için Müslümanların ve Peygamber in azılı düşmanı olan Ebû Süfyan, inananlara yaptığı işkenceyi hafifletmiş, içinde Hz. Peygamber e karşı olan azılı kini birazcık dahi olsa dinivermişti. Daha geniş dairede ise, Emevîlerle bir akrabalık te sis edilmiş oldu ki, bu da onların Müslümanlığa girmelerini kolaylaştıran bir unsur oldu. Bundan sonra Ebû Süfyan hâne-i saâdete rahatlıkla girip çıkma avantajına sahip olarak, Müslümanlığı daha yakından tanıma fırsatını bulup, sonunda iman dairesine girmiş oldu. Açıkça görüldüğü gibi bu evlilikte de, kimsesiz kalan birinin yardımına koşup, onun elinden tutma, onun vesilesiyle Müslümanlara yapılan işkenceyi hafifletme ve azılı düşman biriyle akrabalık kurup, onun imana gelmesine vesile olma vardır. 9. Cüveyriye binti Hâris (r):Müslümanlar, yapılan Müreysi gazvesinde galip gelmiş, pek çok ganimet elde edilmiş, bunun yanında 700 kadar da esir alınmıştı. Esirlerin içinde, Benî Mustalik kabilesinin başkanının kızı olan Cüveyriye de bulunuyordu. Cüveyriye, Hâris b. Dırar ın kızı idi. Hâris, Mustalikoğulları Yahudilerinin reisi idi. Cüveyriye önce Musâfi b. Saffan la evlenmiş, Musâfi, Müreysi Muharebesi nde ölmüştü. Cüveyriye, Hz. Peygamber e müracaat ederek hürriyete kavuşmayı talep etmiş, Resulullah da onun fidyesini bizzat kendisi vererek hürriyete kavuşturmuştur. Babası gelip kızını götürmek isteyince, o Müslüman olarak Medine de kalmayı tercih etmiş, bilahare de Resulullah ile nikahı kıyılmıştır. Resulullah ın bu evliliğinden sonra, Abdulmuttaliboğullarının hissesine düşen esirler salıverilmiş, diğer Müslümanlar da bu durum karşısında, Resulullah ile akrabalık bağı bulunan bir kabilenin insanları esir edilemeyeceği düşüncesiyle alınan bütün esirleri salıvermişlerdir. Hz. Peygamber in bu evliliği de altmış yaşları dolayındadır. Bu evlilikte O, önemli bir kabileyle akrabalık kurmayı hedeflemiş, pek çok esirin serbest bırakılmasını sağlamış, bundan da önemlisi pek çok Yahudi nin İslâm la şereflenmesine vesile olmuş ve kocası savaşta ölen, dolayısıyla İslâm a ve Müslümanlara aşırı bir şekilde kinle dolu bir hanımı, şefkat kanatlarının altına alarak onu müminlerin anası mertebesine yükseltmiştir.
10. Safiyye binti Huyey (r):Asıl adı Zeynep tir. O dönemde Arabistan da reislere düşen ganimet hissesine Safiyye denilmektedir. Bu kadın da Resulullah ın hissesine düştüğü için Safiyye adını almıştır. Ana-babası, Yahudilerin ileri gelenlerindendi. Hatta babası Nadiroğullarının reisi, annesi de Kureyza oğullarının reisinin kızıydı. Hayber Gazvesi nde, babası, kocası ve kardeşi öldürülmüş, kabilesinden pek çok kimse esir alınmıştı. Safiyye, İslâm a karşı aşırı bir şekilde kin ve nefretle doluydu. Savaş sonrası Resulullah onu kendi nikahına alarak, yumuşamasını sağlamış oldu. Bu evlilikle de Yahudilerin önemli bir bölümüyle akrabalık kurulmuş, onların Müslümanlığı yakından tanımaları imkânı sağlanmış, düşmanların kötü bir kısım emellerinin, önceden bilinmesi kolaylaşmış ve Müslümanlığın sınırları bu vesileyle genişlemeye yüz tutmuştur.
11. Mâriyetü l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (r):Resulullah İslâm a davet için etraftaki hükümdarlara mektuplar gönderiyordu. Bunlardan birisi de Mısır hükümdarı Mukavkıs tı. Mukavkıs, elçiyi güzel bir şekilde karşılamış, Hz. Peygamber e birtakım hediyelerle birlikte iki de cariye göndermişti. Yolda bu iki cariye, Müslümanlık hakkında malûmat sahibi olduktan sonra, İslâm ı seçmişlerdi. Bunlar Medine ye varınca, Resulullah Mariye yi kendisine almıştı. Bilahare azad ederek, onunla evlenmiştir ki, oğlu İbrahim, işte bu hanımındandır. Bu evlilik, bütün Mısırlılar üzerinde büyük bir te sir icra etti. Müslümanlarla Mısır daki Bizanslılar arasında çıkan savaşta, Mısırlılar tarafsız kalmış, Bizanslılara arka çıkmamışlardır. İşte bunun sebeplerinden birisi de, kendi milletlerinden olan bir kadının, Hz. Peygamber le evli oluşudur. 12. Meymûne binti Hâris (r):Asıl ismi Berre olup, Resulullah tarafından Meymûne olarak değiştirilmiştir. Hz. Peygamber in son evliliğidir. Hudeybiye antlaşmasından bir yıl sonra Hz. Peygamber le Müslümanlar, Mekke ye tavaf ziyaretine gitmişlerdi. Bu sırada Peygamberimiz in amcası Abbas, Allah Resulü ne Meymûne yle evlenmesini teklifi etti. Zira Meymûne, Abbas ın baldızı olup, nikah yetkisini ona vermişti. Peygamberimiz de bu teklifi kabul buyurarak, onunla nikahlandı. Bu durum karşısında Mekkeliler: "Demek ki, Muhammed hemşehrilerine hâlâ dostluk ve hayır duyguları besliyor." yorumunu yaptılar. Bu evliliği yaptığında da Resulullah, altmış yaşları civarındadır. Gayesi, yine dul kalan bir kadına yardım elini uzatma, Müslüman olduğu hâlde Mekke de müşriklerin içinde kalan birini bu sıkıntıdan kurtarma ve Mekkeliler e karşı bir jest yapma vardır. HZ. PEYGAMBER İN ZEYNEP bt. CAHŞ İLE EVLİLİĞİ:Buraya kadar kısaca Allah Resulü nün zevcelerini kısaca tanımaya çalıştık. Şimdi de bazılarının dile dolamaya çalıştıkları Zeynep validemizle olan evliliğine gelelim. İsterseniz önce olayın kahramanlarını kısaca tanımaya çalışalım:1. Zeyd b. Hârise (r):Cahiliye döneminde evine baskın yapılarak esir alınmış daha sonra da Mekke de Ukaz panayırına getirilerek satılığa çıkarılmış, Hz. Hatice de onu satın alarak Resulullah a hediye etmiştir. Daha sonra Zeyd in babası onun Mekke de olduğu haberini almış, fidyesini alarak oğlunu geri almaya gelmiştir. Hz. Peygamber i sorarak yanına varmışlar. "Ey Muttalib in oğlu! Ey kavmin efendisinin oğlu! Siz Allah ın şerefli Harem inin civarında kalan kimselersiniz. Siz sıkıntı içinde olanları kurtarır, esirleri doyurursunuz. Biz sana, senin yanındaki çocuğumuz için geldik, bize lutfet ve ihsan et. Takdim edeceğimiz fidyesini kabul buyur" dediler. Resulullah, "O kim?" buyurdu. Zeyd b. Hârise dediler. Bunun üzerine: "Haydin çağırın onu da muhayyer bırakın. Eğer sizi tercih ederse, fidyesiz sizin olsun; yok eğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene karşı fidyeyi tercih etmem" buyurdu. Bunun üzerine Zeyd b. Hârise yi çağırdılar. Resulullah (sav): "Bunları tanıyor musun?" buyurdu. Zeyd: "Evet şu babam, şu amcam" dedi. Resulullah: "Ben de bildiğinim, sana olan davranışımı ve arkadaşlığımı gördün. Şimdi ya beni tercih et, ya onları" Zeyd dedi ki: "Ben sana karşı kimseyi tercih edemem. Sen benim hem babam, hem de amcam yerinesin." Buna karşı babası ve amcası: "Yazık sana ey Zeyd! Köleliği hürriyete, babana, amcana ve diğer yakınlarına tercih mi ediyorsun?" dediler. Zeyd de: "Ben bu Zat tan öyle şeyler gördüm ki, ona karşı hiçbir kimseyi tercih edemem." diye cevap verdi. Resûlullah bunu görünce, onu Hicr denen yere çıkararak şöyle buyurdu: "Şahid olun Zeyd benim oğlumdur. Bana vâris olacak, ben de ona vâris olacağım." Bunu görünce babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu, memnun olarak dönüp gittiler.
Hz. işe den gelen bir rivayette şöyle denmektedir: "Bir defasında Zeyd b. Hârise Medine ye geldiğinde bizi ziyarete geldi. Resulullah benim odamdaydı. Kapıyı çaldığında Resulullah kalkıp kapıyı açtı, ona sarıldı ve onu öpüverdi." Başka bir rivayette Hz. Peygamber onunla ilgili olarak şöyle demiştir: "O, (Zeyd) gerçekten kumandanlığa layıktır. Ve gerçekten O, en çok sevdiklerimdendir." İbn-i Ömer de şöyle demiştir: "Babam Ömer (r), Üsâme ye benden daha fazla maaş bağladığında, kendisine bunun sebebini sordum da şöyle dedi: O, Resulullah a senden daha fazla sevgili idi, babası da Resulullah yanında senin babandan daha sevgiliydi. " dedi. Bunlardan da açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki, Zeyd ile Hz. Peygamber arasında sıkı bir sevgi bağı bulunmaktadır. Öyle bir sevgi bağı ki, baba-ana, akraba-memleket sevgisini tercih ettirecek bir sevgi bağlılığı... İşte Zeyd b. Harise böyle bir kimsedir. Efendimizin çok evliliğini tenkit edenlerden bazıları ehl-i kitap dediğimiz Hıristiyan ve Yahudilerdir. Bunların tenkitleri de son derece yersiz ve mantıksızdır. Zira kendilerinin inanmış oldukları şu andaki Tevrat ve İncil de pek çok peygamberin evli olduğu, bazılarının da bir çok hanıma sahip oldukları nakledilmektedir. Peygamberliğine inandıkları insanların, Hz. Muhammed den (sav) çok daha fazla evlilik hayatı yapmalarına bir şey demeyen bu kişilerin, kalkıp da bu durumu dillerine dolamaları elbette objektiflikle bağdaşmamaktadır.
2. Zeynep binti Cahş (r):

Allah Resulü'nün halasının kızıdır. Gayet asil, ince ruhlu ve iç derinliğine sahip bir hanımdı. Yakın akrabası olması hasebiyle Hz. Peygamber in çok iyi bildiği ve tanıdığı birisi idi. Evlilik çağı gelince de onu, evlatlığı Zeyd e istemişti. Onun ailesi ilk önceleri böyle bir teklif karşısında biraz tereddüt gösterince, bunun üzerine şu âyet nâzil olmuştur: "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulü ne karşı gelirse, açık bir sapıklık etmiş olur." (33, Ahzâb:36).Neticede hem ailesi, hem de kendisi teklifi kabul etmişlerdir. Onlar kızlarını Resulullah a vermek istiyorlardı. İstenen kişi başkası olunca, başlangıçta haklı olarak bir tereddüde kapıldılar. Daha sonra da Zeyd le nikahları kıyılmış oldu. Ancak bu evlilik kısa sürmüş, sonunda boşanmak mecburiyetinde kalmışlardır. Resulullah ın bununla olan evliliği, bir kısım kimseler tarafından serrişte edilmiş, hakkında ileri geri konuşulmuştur. Tabii bunu yapanlar bir kısım münafık veya inançsız kimselerdir. Kur ân-ı Kerîm bu evlilikle alâkalı şu malûmatı vermektedir: "Allah ın nimet verdiği, senin de nimetlendirdiğin kimseye: Eşini bırakma, Allah tan sakın , diyor, Allah ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa asıl kendisinden korkulması gereken Allah tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince, Biz, onu sana nikahladık ki, (bundan böyle) evlatlıkları, hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah ın emri yerine getirilmiştir." (33, Ahzâb:37).Allah ın kendisine İslâm nimetini verdiği ve Hz. Peygamber in âzad ederek hürriyetine
kavuşturmak suretiyle lütufta bulunduğu kimse, Zeyd dir (r). Burada bunun, bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikkat çekmektir. Yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebep yokken diyordun ki: "Eşini bırakma, kendi yanında tut." Yani Zeyneb i boşama. Yukarıda da bir nebze değindiğimiz gibi Zeynep (r), asil bir aileye mensup, soylu ve gayet ince ruhlu bir kadındı. Zeyd i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. Bu evliliğe yalnızca Allah Resulü istediği için evet demişti. Ancak Zeyd e bir türlü kalbi ısınmamış, devamlı bir huzursuzluk içerisindeydi. Zaman zaman da Zeyd e (r) karşı kendi üstünlüğünü söylemekten geri durmuyordu. Gerçekten her iki taraf da böyle bir evlilikten mutlu görünmüyorlardı. Durum Resûlullah a intikal ettiriliyor, ancak o hep sabır tavsiye edip, ayrılmalarını istemiyordu. Ve ona şu tavsiyeyi yapıyordu: "Hanımını yanında tut ve Allah tan kork." Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün. Çünkü "Allah katında helallerin en çirkini, boşamadır." Ayetin devamında: "Allah ın açığavuracağı şeyi içinde gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah, kendisinden korkmana daha çok lâyıktır."Allah Resûlü, Cenâb-ı Hakk ın bildirmesiyle, bir gün Zeyneb (r) in kendi hanımı olacağını biliyordu. Ancak bunu, açıklama emri olmadığı için gizliyordu. Yoksa böyle açık bir emir olsaydı, onu uygulama ve bu emre uymada asla tereddüt göstermez, onu tehir etmeyi aklından dahi geçirmezdi. Sonuç ne olursa olsun onu açıklardı. Fakat Resûlullah içinde hissettiği bir ilhamla karşı karşıya idi. Onu açığa vurmak ve insanlara bildirmek istemiyordu. Bu durum, Allah ın bu işi açığa vurmasına kadar devam etti. Bu durumu açıklamak Resûlullah a o kadar zor gelmişti ki, bununla ilgili olarak Hz. işe validemizin şu sözü nakledilmektedir: "Eğer Allah Resulü kendisine gelen vahiyden bir şey gizleseydi, işte bu evlilikle ilgili olan âyeti gizlerdi." Böyle bir durum da, peygamberliğin ağır yüklerinden biri oluyordu. Ancak Resulullah, diğer vazifeleri yanında bunu da yüklenmiş ve böyle bir durumu asla hoş karşılamayan, o günkü topluma karşı çıkmış, tevhid akidesini haykırmaktan, putları yermekten ve atalarının hatalarını söylemekten çekinmeyen Hz. Peygamber, bu konuda kavmiyle karşılaşmakta tereddüt göstermişti. Konuyla ilgili tereddüdünün kaynağı ictihadîdir. Ve bizim inancımıza göre Peygamberimiz in bu tereddüdü bu olayın Müslüman çevrelerde ve Araplar içinde ne denli büyük yankılar yapacağını, etkisinin nereye kadar varacağını düşünmesinden kaynaklanmıştır. Allah Resulü, bu tereddüdünde ısrar etmemiş, kısa bir zamanda bu tereddütleri yenmiş ve vahyin gereğini yerine getirmiştir. Ayetlerde gelen İlâhî ikaz, sadece içtihâdî olarak düştüğü bu tereddüt anı ile ilgilidir. Kişisel bir psikolojinin etkisidir. Ve bu tür bir tereddüt, Allah ın ilminde ve ölçüsünde daha iyi olmanın karşısında yer alır. (Yani, İlâhî kriterlere göre Peygamber (sav), bu tereddüdü göstermemeliydi. Ayetlerden aldığı işaretle harekete geçmeliydi.)Evet Zeynep le evlenme çok ağır gelmişti. Ancak bunu reddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikahı, bizzat Yüce Yaratıcı tarafından kıyılmış, buna melekler de şahitlik yapmışlardı. Ancak hemen belirtelim ki, bazı müfessirler tefsirlerinde akıl-nakil itibariyle sağlam olmayan, uydurma bir rivayet söylemişler, bazı kimseler de bu rivayetlere sarılarak ileri-geri bir takım uygunsuz sözler sarf etmişlerdir. Güya Resulullah (sav) Zeyneb (r) i Zeyd e nikahladıktan bir zaman sonra onların evine gitmiş, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de "Gönülleri çeviren Allah ı tesbih ederim." demiş. Zeynep de bunu işitmiş ve Zeyd e söylemiş. Zeyd de bu durum karşısında Resulullah a gelerek hanımını boşamayı istemiştir.

Peygamberimizin Hanımları ve Evliliklerindeki Hikmetler-2
Doç. Dr. Muhittin Akgül

Geçen sayıda belirtilen "Bazı müfessirler tefsirlerinde akıl-nakil itibarıyla sağlam olmayan, uydurma bir rivayet söylemişler, bazı kimseler de bu rivayetlere sarılarak ileri-geri birtakım uygunsuz sözler sarf etmişlerdir. Güya Resulullah (s.a.s) Zeyneb (r.h)'i Zeyd'e nikahladıktan bir zaman sonra onların evine gitmiş, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de "Gönülleri çeviren Allah'ı teşbih ederim." demiş. Zeynep de bunu işitmiş ve Zeyd'e söylemiş. Zeyd de bu durum karşısında Resulullah'a gelerek hanımını boşamayı istemiştir."26 akıl-mantık dışı ve aynı zamanda uydurma olan bu haber pek çok yönden çelişkili görünmektedir. Bunları özetle şöyle sıralayabiliriz:1. Rivayet açısından bu haber geçersizdir. Çünkü muteber hiçbir hadis kitabında yer almamaktadır. Sadece bazı tefsir kitaplarında malumat nevinden söylenmiş ancak sağlam bir senet ve rivayet zincirine bağlanamamıştır.2. Dirayet noktasında pek çok yönden çürüktür.Bunlar:
a. Evvela Allah Resulü (s.a.s) Hz. Zeyneb'i (r.h) ilk defa görüyor değildi ki hemen görür görmez ona aşık olsun. Küçüklüğünden beri gözünün önünde büyümüş, onun her haline şahit olmuştur. Çünkü Zeynep (r.h), halasının kızıdır. Resulullah'ın o eve girmesinde hiçbir sakınca yoktur. Henüz tesettür emri de gelmediği için, onu gayet iyi tanımaktadır. Durum böyleyken, kalkıp "bir defa gördü de hemen ona aşık oldu!" şeklinde anlatmak mantıken tutarsızdır. Üstelik gerçeğe de uygun değildir.b. Şayet Allah Resulü'nün ona karşı en küçük bir meyli olsaydı, muhtemelen evlilik teklif ederdi. Bir insan düşünün ki, kendisi evlenmek istediği bir hanımı, önce başkasına versin, sonra da tutup kendisi alsın. Bu akıllı bir kişinin kabul edebileceği bir durum değildir.c. Zeyneb (r.h)'in ailesi kızlarını Resulullah'a vermek istiyorlardı. Nitekim ilk istemeye gittiğinde de,kendisine istiyor sanmış ve sevinmişlerdi. Çünkü öteden beri adeta Resulullah'ın gelip talep etmesini bekliyorlardı. Ancak Hz.Peygamber onu, oğulluğu Zeyd'e istemişti. Şimdi bütün aile böyle bir evliliği can u gönülden isterken, Resulullah'ın da onunla evlenmek gibi bir niyeti olsaydı evlenirdi.d. Hz. Peygamberin Zeyneb'i boşatıp kendine alması da mümkün değildi. Zira o gün için hakim olan örfe göre Zeynep (r.h), Resulullah'm oğulluğundan boşanmış bir kadın sıfatıyla Peygambere düşmezdi. Hatta evlatlık edinme adeti iptal edildikten sonra dahi hüküm değişmemişti. Zira o sırada evlatlıklardan boşanmış olan kadınlarla evlenmeyi helal kılan hüküm henüz gelmemişti.Bütün bunlardan açıkça anlaşılmaktadır ki, bu rivayetin aslı yoktur. Tamamen uydurma bir haberdir. Kendi içinde bir sürü tezat bulunmaktadır."Zeyd, o kadından ilişiğini kesince, Biz onu sana nikahladık ki, (bundan böyle) evlatlıkları, hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. "(Ahzab, 33/36).Demek ki Allah Resulü'nün, Zeynep Validemizle (r.h) evlenmesi tamamen bir emir gereğidir. Allah (c.c) emretmiştir. Elçisi de bu emre boyun eğmiştir. Bu evlilik vesilesiyle, topluma yeni birtakım prensipler getirilmiş, öteden beri süregelen birtakım telakkiler kaldırılmış oluyordu. Ve böyle bir evliliğin pek çok hikmeti vardı. Bunları şu şekilde sıralamamız mümkündür:1. Her şeyden önce böyle bir evlilikte, insanların iradeleri söz konusu değildi. Bu, doğrudan doğruya Kainatın Yaratıcısı tarafından emrediliyordu. Yani bir emr-i semaviyle, nikah akdedilmiş oluyordu.Genel olarak bu bilgilerden de anlaşılmaktadır ki, bu evliliklerin amacı, -bir kısım kimselerin dediği gibi- şehveti tatmin değildir. Şehevi arzular, insanların gençliklerinde, doruk noktadadır. Hz. Peygamber'in işte bu gençlik yıllarına bir göz gezdirdiğimizde O'nun, herkes tarafından iffetli, namuslu, sağlam bir şahsiyet olarak tanındığına şahit oluruz. 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmiştir. Arabistan gibi sıcak bir iklimde erkekler, 13-14 yaşlarında baliğ olurlar. Hz. Peygamber 25 yaşına kadar nefsine hakim olmuş, sonra da kendisinden 15 yaş büyük olan, iki kocaya varmış bir kadınla evlenmiş, onunla 25 sene yaşamış ve bu müddet içerisinde başka bir kadınla evlenmemiştir. O'nun tek kadınla beraberliği 50 yaşma kadar sürmüştür ki, bu yaş, insanın güç ve kuvvetinin çökmeye başladığı, şehevi arzuların azaldığı bir yaştır.Şehvet hayatı için, zevk ve eğlenceye düşkün olmak lazımdır. Halbuki Hz. Muhammed (s.a.s), bütün bir Arabistan'ın lideri ve reisi olup, her türlü yaşam lüksünü elde etme imkanlarına sahip olmasına rağmen, O'nun hayatı gayet sade ve fakircedir. Bütün malı, bir hasır, bir yatak ve bir de ibrikten ibarettir. O ve ailesi, hayatlarında arpa ekmeğini dahi doyuncaya kadar yeme noktasına ulaşamamışlardır.27 Vefatları esnasında bile, fakirliğinden dolayı zırhı, bir Yahudinin yanında rehin olarak kalmıştır.28Allah Resulü, fetihler dolayısıyla gelen ganimetlere ve maddi refaha çok önem vermemiş, Mekke'de iken Kureyş'in yaptığı birtakım cazip tekliflere asla iltifat etmemiştir. Bir insanın bütün bir servetini, bulunduğu birtakım makam ve mevkileri bir kenara iterek, münzevi bir hayatı tercih edip öyle yaşaması mümkündür. Ancak, elinde hiçbir şey yokken, makam ve mevkiden mahrumken, şöhretin doruğuna ulaşıp, her şeyin kontrolü kendisine geçtikten sonra, bu iktidar ve zenginliğin nimetlerinden istifadeyi düşünmemek çok zordur, hatta mümkün de değildir. İşte Hz. Muhammed (s.a.s) yegane insandır ki, en çok sevilen ve en çok itaat edilen bir insan olduğu halde, en basit, en sade ve en kanaatkar bir hayatı tercih etmiş, bu istikamette yaşantısını sonuna kadar sürdürmüştür.Buradan itibaren, Allah Resulü'nün çok kadınla evlenmesindeki hikmetlere bir göz atalım. Bunları birkaç kategoride incelememiz mümkündür.2. Öteden beri cahiliye döneminde, esir olan insanlara, ikinci sınıf insan olarak, hor ve hakir nazarıyla bakılırdı. Bu kişiler her ne kadar daha sonradan hürriyete kavuşturulsa da, topluma yerleşen yanlış telakkiden dolayı, konulan bu sınıf farkı engelini aşamazlardı. Ancak eşitlikle gelen İslam'ın, böyle bir şeyi kabul etmesi beklenemezdi. Onun nazarında bir insanın üstünlük veya aşağılık ölçüsü köle veya hür olması değildi. Üstünlük ölçüsü, sadece ve sadece iyi kul olma noktasıdır: "Ey İnsanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır."'(Hucurat, 49/13) Allah Resulü de bu durumu başlangıçta şu sözleriyle vurgulamıştır: "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar."29 Diğer bir bayanında ise: "Ey İnsanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir. Arabın yabancıya, yabancının Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. "30 buyurmuştur.Ancak onların ruhuna kadar işlemiş olan bu meseleyi bir iki sözle çıkarıp atmak mümkün değildi. Efendimiz esirleri hürriyete kavuşturmak, onları aşağılanma duygusundan kurtarmak, halkın kafasında esirin hor ve hakir görülme meselesini silmek istiyordu. İşte bu noktada Allah Resulü kendi yakın akrabasından başlamak üzere meseleye el attı. Halasının kızı Zeyneb'i, azadlısı Zeyd'le evlendirdi. Bununla o, esaretten kurtulan bir insanla, hür ve asil birinin eşit olduğunu, dolayısıyla evlenmelerinde hiçbir sakıncanın olmadığını göstermek istemişti. Nitekim gösterdi de.3. O dönemde evlatlık olarak alınan kimseler, gerçek evlat olarak telakki ediliyor, aralarında kan bağı akrabalığı hükümleri cereyan ediyordu. Resulullah, Zeynep (r.h) ile evlenmek suretiyle, böyle bir şeyin olamayacağını, oğulluğun boşadığı hanımla evlenilebileceğini ortaya koyuyor ve yerleşmiş olan bu cahiliye geleneğini kökünden kaldırmış oluyordu.4. Aynı zamanda bununla, evlilikte denkliğin önemi gösterilmiş oluyordu. Yani evlenen hanımla erkek arasında, birtakım eşitlik veya eşitliğe yakın özelliklerin olması ki -bunlar; güzellik, asalet, zenginlik, neseb yönü vs.- bunlar gözetilmeden yapılan bir evlilikten, güzel bir netice beklemek zordur. Zeynep Validemiz, her yönüyle Resulullah'a denk sayılırdı. Denklik yönüyle belki Zeyd ile aralarında farklılıklar vardı. İşte bununla gösterildi ki, evlenme hadiselerinde gözden ırak edilmemesi gerekli bir husus da, eşler arasındaki bu denkliktir.5. Zeyneb (r.h)'in zedelenen itibarı iade edilmiş oluyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamberi Zeynep'le tekrar evlendirmek suretiyle azatlı bir köle, soylu bir aileden gelen Hz. Zeyneb'i onurlandırmış oluyordu.6. Yine bu evlilikte, İslam'ın temayüz ettiği eşitlik örneklerinden en yücesini de görmüş oluyoruz. Bu da, soylu bir aile kızı olan Zeyneb'i, azatlı bir köleyle evlendirip, boşandıktan sonra da onunla bizzat kendisinin evlenmesidir. Yani dünkü kölelerinden birinin eşi olan, bir hanımla evlenme. 7. Resulullah'ın hanımları arasında bazıları vardır ki,bunlar ilim erbabı kimselerdir. Hz. aişe, Ümmü Seleme, Zeynep binti Cahş, Hafsa (r.h) gibi. Kadınlık alemine ait pek çok mesele daha çok bu hanımlar vasıtasıyla gelmiştir. İşte Zeynep Validemiz de bu yönüyle temayüz etmiş olanlardandır. Şayet Zeyd (r.h)'in evinde olsaydı, belki pek çok mesele bizlere intikal etmiş olmayacaktı. Ancak Resulullah'm (s.a.s) zevcesi olmasıyladır ki, bu istidatlı şahsiyet, kadınlara ait meselelerin öğretiminde önemli bir rol almıştır.

---------------------
Öteden beri cahiliye döneminde, esir olan insanlara, ikinci sınıf insan olarak, hor ve hakir nazarıyla bakılırdı. Bu kişiler her ne kadar daha sonradan hürriyete kavuşturulursa da, topluma yerleşen yanlış telakkiden dolayı, konulan bu sınıf farkı engelini aşamazlardı. Ancak eşitlikle gelen İslam'ın, böyle bir şeyi kabul etmesi beklenemezdi. Onun nazarında bir insanın üstünlük veya aşağılık ölçüsü köle veya hür olması değildi. Üstünlük ölçüsü, sadece ve sadece iyi kul olma noktasını yakalamaktı.
---------------------B. HZ. PEYGAMBERİN EVLİLİKLERİNİN HİKMETLERİ
1. Eğitim ve Öğretime Yönelik Maksatlar:

a. islam dini, en son dindir. Dolayısıyla evrensel olup, bütün insanların ihtiyaçlarına cevap verecek kapasiteye sahip olması lazımdır. Bunun için de, hayatın bütün yönlerine dair bir kısım prensipler getirmelidir. Ev hayatı, aile hayatı, gece hayatı, evdeki münasebetler vs. hepsi açık bir şekilde ortaya konmalıdır ki, insanlar sorularına cevap bulabilsinler. Aksi takdirde, pek çok yönü bilinmeyen, muğlak kalan bir din olur ki, bu takdirde evrensel olması düşünülemez. Böyle olabilmesi için de, bu dini tebliğ eden peygamberin hayatı, uygulamaları, sözleri, evde tek başına kaldığı zaman ki tutumları, en ince noktasına kadar bilinmeli ve daha sonra gelecek olan insanlara aktarılmalıdır. Yukarıda dile getirdiğimiz şeyin tahakkuk edebilmesi için, peygamber hanesinde bir değil, birkaç kişinin bulunması zarureti ortaya çıkmaktadır. İşte bunlar da ancak ve ancak O'na en çok yakın olma avantajına sahip olan, hanımları olabilir. İşte Allah Resulü bu ihtiyaçları göz önüne alarak birden fazla kadınla evlenmeyi tercih etmiştir.b. Kadınlar alemine dair hükümleri öğrenmek için, çoğu zaman Peygamberin hanımları vasıtalık yapıyorlardı. Sayılarının fazla oluşu, vasıtanın genişlemesine, Peygamberle daha fazla görüşmeyi ve kadınların kolayca İslam'ı öğrenmelerine vesile oluyordu. Akraba ve yaş münasebetiyle onların her biriyle ülfet eden bir topluluk vardı. Birkaç kadın olmasaydı, bütün kadınların hususiyetlerini kavramak mümkün olmayacaktı. Böyle olmasaydı ümmet, zevceleri vasıtasıyla peygamberden rivayet edilen binlerce hadisi işitemezdi. Böylece binlerce hüküm, çözümsüz kalacak ve bilinmeyecekti.c. İslam dininde birçok nokta vardır ki, Peygamberimizin (s.a.s) bunları doğrudan doğruya kadınlara izah etmesine imkan yoktu. Bunlar kadınların harimine ait idi. Onun için Hz. Peygamber'in hanımları tarafından izah olunuyordu. Pek çok hadis, kadınlar tarafından Peygamberimize yöneltilen birçok sualin, Allah Resulü tarafından zevcelerine havale olunduğunu göstermektedir.d. Sünnet, İslam Peygamberinin sadece sözlerinden ibaret değildir. Bunun yanında O'nun hal ve hareketleri, bazı durumlardaki takrirleri de sünnet sayılmaktadır. Ve bunlar da sözlü sünnet gibi sayılıp, inananlar tarafından birer hayat düsturu olarak kabul edilme mükellefiyeti vardır. İşte burada da devreye yine O'nun zevceleri girmektedir.e. Zevceler arasında yaşlılar, orta yaşlılar ve gençler bulunması itibarıyla, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkam vaz'ediliyor. Ve bizzat Peygamber (s.a.s) hanesi içinde bulunan bu pakize zevceler sayesinde tatbik imkanı buluyordu.31f. Her kabileden aldığı kadın, O'nun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemaati arasında çok ciddi dini hizmete vesile olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, zahir ve batın-ı Ahmediye (sav) hususunda tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O'nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur'an'ı, tefsiri, hadisi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vakıf olabiliyordu.32g. Allah Resulü, yaşlı, genç ve orta yaşlı kadınlarla evlendi. Çünkü her yaşın kendisine has problemleri vardır. Resulullah'ın yaşayış tarzını, her yaşa uygun cevabını ümmete nakletmek ve insan için gerekli olan her şeyi onlara aktarmak, nübüvvetin asil bir görevidir ki, bu da yine hanımları vesilesiyle yerine getirebilmiştir.2. Topluma Yönelik maksatlar:
a. Hz. Peygamberin evlendiği kadınların pek çoğu dul, kimsesiz ve yetimlerle baş başa kalmış kimselerden ibaretti. Kocası ölen, çocuklarıyla baş başa kalan bir hanımın durumunu birazcık hayal edecek olursak, meselenin ne denli önemli olduğunu anlarız. Toplumu meydana getiren bu fertlerin yardımına koşulmalı, ellerinden tutulmalıydı. Onlar da bir kısım mahrumiyetlerden kurtarılmalıydı. İşte bu noktada, Hz. Peygamber devreye giriyor, bu kimsesizlerin kimsesi oluyor ve onların ellerinden tutuyordu.b. Toplumda, kimsesiz ve dul kadınların yardımına koşmak suretiyle, daha sonra gelen ve aynı şartlarla yüz yüze kalacak olan insanlara, bu mevzuda nasıl davranılması gerektiğini, cemiyetteki böyle bir problemin nasıl çözülebileceğini, bizzat uygulayarak göstermiş oluyordu.c. Allah Resulü'nün, bazı hanımlarla evlenmesinde, cemiyete ait gözettiği bazı hususlar vardır. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in kızlarıyla evliliğinde, Kureyş ile daha yakın bir bağ kurulmuş oluyordu. Böylece Kureyş'in yakınlaşması sağlanmış oluyor, o dönemde güçlü olan akrabalık hisleri devreye sokularak, İslam'a ısınmaları sağlanıyor, kalplerin, bu davet etrafında çarpması yeğleniyordu.d. Hz. aişe, Resulullah'ın insanlar arasında en çok sevdiği, İslam'a hiç tereddütsüz giren, vefatından sonra da yerine geçecek olan Hz. Ebubekir'in biricik kızıydı. Ebubekr (r.a)'in yaptığı bir sürü fedakarlık karşısında, O'nun kızını almak suretiyle O'na en güzel bir mükafat vermiş oluyordu. Yine aynı düşünceyi, Hz. Ömer (r.a)'in kızı Hafsa (r.h)'da da görmemiz mümkündür.

----------------
Resulullah'ın çok evlilik hikmetlerinden birisi de, yeni bir kısım hükümlerin konmasına yöneliktir. Öteden beri cahiliye toplumunda yerleşmiş bazı yersiz adetler vardı. Bunların ortadan kaldırılması, yenilerinin ortaya konması gerekiyordu. Bunu da ancak Allah Resulü yapabilirdi. Çünkü böyle bir şeye başkalarının kalkışması mümkün değildi.
----------------3. Teşrii (kanun koyma noktasında) Maksatlar:

a. Resulullah'ın çok evlilik hikmetlerinden birisi de, yeni bir kısım hükümlerin konmasına yöneliktir. Öteden beri cahiliye toplumunda yerleşmiş bazı yersiz adetler vardı. Bunların ortadan kaldırılması, yenilerinin ortaya konması gerekiyordu. Bunu da ancak Allah Resulü yapabilirdi. Çünkü böyle bir şeye başkalarının kalkışması mümkün değildi.Buna misal olarak, başkasını oğul edinmeyi verebiliriz. İslam öncesi Arap adetlerinden birisi de, evlatlık edinmeydi. Onlara göre bu adet, öteden beri tevarüs eden örfi bir uygulama olarak telakki ediliyordu. Birisi başkasının çocuğunu evlatlık alıyor, kendi öz evladıymış gibi kabul ederek, miras, talak, evlenme yasağı vs. pek çok konuda onu, öz evlat muamelesine tabi tutuyordu. Resulullah da İslam'dan önce Zeyd b. Harise'yi evlatlık edinmişti. Herkes onu, Zeyd b. Muhammed diye çağırıyordu. Ancak aslı astarı olmayan bu geleneğin kaldırılması gerekiyordu. İşte Zeyd'in boşadığı Hz. Zeynep ile yapılan evlilikle, bu batıl adet ortadan kaldırılmış oluyordu.b. Bunun yanında bir de, azatlı köleden boşanmış bir hanımla evlenilerek, kölelerin de birer insan olduğu, her yönden diğer insanlara eşit olabileceği, şayet boşanmışlarsa, onların boşamlan bu hammlanyla evlenmede hiçbir sakıncanın olmadığı gösterilmiş oluyordu.c. Bunun yanında bir de, azatlı köleden boşanmış bir hanımla evlenilerek, kölelerin de birer insan olduğu, her yönden diğer insanlara eşit olabileceği, şayet boşanmışlarsa, onların boşamlan bu hammlanyla evlenmede hiçbir sakıncanın olmadığı gösterilmiş oluyordu.4. Siyasi Maksatlar:
a. İslam Peygamberinin bazı evlilikleri ise, siyasi amaçlıdır. Bu evliliklerle pek çok kabilenin İslam etrafında bir araya gelmesi sağlanmıştır. Yaratılış gereği olarak şu bir gerçektir ki; kişi, bir kabile veya aileyle evlilik bağı kurduğunda, o kabile veya aileyle aralarında ister istemez bir yakınlaşma ve sevgi meydana geliyor. Aradaki düşmanlıklar kalkıyor, kin ve nefretler siliniyor, yerini sevgi ve hoşgörü alıyor.Bu gerçeği çok iyi bir şekilde bilen, insan sarrafı Hz. Peygamber, bu vesileyle onları İslam'a yaklaştırmayı yeğlemiştir. Mesela Cüveyriye binti Haris, Safiyye binti Huyeyy ve Remle binti Ebi Süfyan (r.a) ile evlilikleri bu kabildendir. Bu üç annemiz de, toplumda ağırlığı olan kişilerin kızlarıdır. Cüveyriye ile Safiyye (r.h)'nin babaları, Yahudilerin reisleri durumundadırlar. Bunlarla evlenince Yahudilerle arada akrabalık bağı kurulmuş, onlarla daha yakın temas sağlanmış ve bu vesileyle pek çoğunun İslam'la şereflenmesine sebep olunmuştur.Yine Ebu Süfyan'ın kızı Remle ile olan evlilikte de aynı durum söz konusudur. Bununla taş yürekli, Müslümanların azılı düşmanı Ebu Süfyan yumuşamış, Müslümanlık karşısında teslim-i silah ederek, İslam dinine girmiş ve Emevilerle yakınlık kurulmuş oldu.b. Bazı kimselerin kalbinde peygambere karşı öyle bir kin ve nefret yerleşmişti ki, evlilik bağı olmasaydı, bu kinin gitmesine imkan yoktu. Böylece evlilik bağı sayesinde, Allah'ın farz kıldığı peygamber sevgisi doğmuştur.c. Daha sonraki dönemlerde de bu metod, çoğu kimse tarafından kullanılmıştır. Osmanlı tarihine baktığımızda bunun pek çok örneğini bulmamız mümkündür. Padişah hanımlarını incelersek görürüz ki, onlardan bir kısmı, yabancı milletlere mensuptur. Ancak diğer devletlerle daha yakın ilişki kurmak, oralarda aleyhimize olacak bazı durumlardan doğru ve hızlı bir şekilde haber almak vs. gibi düşüncelerle padişahlar, bu hanımlarla evlenmiş böylece devlet ve milletçe büyük faydalar elde edilmiştir.d. Müslümanların zayıf olduğu dönemlerde ise bu silah, tam tersine kullanılmıştır. Düşmanlarımız, verdikleri hanımlarla, içimizdeki en gizli devlet sırlarını, stratejilerini öğrenmiş hedeflerine kısa yoldan varmayı başarmışlardır.e. Bugün bile, Müslüman diyeceğimiz devletlerdeki, devleti teşkil eden üst tabakanın, hatta devlet başkanlarının hayatlarına bakacak olursak, pek çoğunun hanımının İngiliz, Fransız, Alman vs. asıllı olduğunu görürüz ki, bu da güçlü devletlerin zayıflara uyguladıkları bir tür elde etme stratejisidir.Ancak Allah Resulü, bunu her zaman için müsbet yönde kullanmış, bu vesileyle onların İslam'a girmelerini, dolayısıyla dünya ve ukba saadetlerini sağlamıştır.Bu mevzu ile ilgili olarak Akkad'ın değerlendirmesini de vererek, konuya son verelim: "Bazı müsteşriklerin 'Muhammed (s.a.s)'in dokuz kadınla bir anda evlenmesi, cinsel arzusunun aşırılığına bir delildir.' demelerine karşılık şöyle deriz:Sizler, hiç evlenmeyen İsa (a.s)'yı, cinsel arzusunun yetersizliğiyle nitelemediğiniz gibi, Muhammed (s.a.s), dokuz kadınla evli olduğundan onu, cinsi arzusunun aşırılığı ile nitelememeniz lazımdır. Biz, her şeyden önce büyük bir insanın, kadını sevip, ondan faydalanmasında bir sakınca görmüyoruz. Bu fıtri bir ihtiyaç olup, ayıp sayılmaz. Canlı mahlukatın fıtratında en köklü his, erkek ile dişinin bir araya gelip birleşmeleridir. Bu his, canlı yaratıkların hepsinde mevcuttur.Ancak sevgi mecrasını değiştirerek, haddini aşması ve insanı işinden alıkoyup, uğrunda, manası olmayan birtakım şeyleri teklif etmesi, fıtratın değişmesine vesile olur. Her huyun aşırılığı ayıp sayıldığı gibi, bu aşırılık da ayıp sayılır.Peygamberin (s.a.s) yaptığı şeyleri bilen kimse, kadının, büyük veya küçük herhangi bir işten alıkoyduğunu diyebilir mi?Hayatında ve ölümünden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s)'in daveti ve İslam Devleti tarihinden daha büyük bir tarih yapan kim vardır? Kim diyebilir ki, bu, meşgul olan bir kimsenin işidir. Büyük bir işe kendini verip, Resulullah'ın ulaştığı seviyeye kim yetişebilmiştir?Çocuk iken hissine mağlup olmadığı gibi, gençliğinde de cahiliyetin her şeyi mübah gördüğü bir zamanda diğer gençler gibi şehvetine ayak uydurmadı.Belki temizlik, emniyet, ciddiyet ve vakar ile şöhret bulmuştu. Sonra İslam'a davet ettikten sonra O'nu sevmeyenler ve aleyhinde propaganda yapanlar ve ayıbını araştıranlar dahi bu hususta onu ayıplayacak bir şey söylemediler. Ey cemaat! Gelin şu gence bakın, düne kadar kadınlarla şöyle oturup kalkıyor, şunu bunu yapıyordu, bugün de, temizliğe iffete ve şehveti terk etmeğe davet ediyor. Sayılmayacak kadar düşmanı olduğu halde, asla böyle bir söz söylemediler. Böyle bir sözün yeri olsaydı, binlerce kişi bunu, ağzına dolay acaktı.Hakkında propaganda yapıp, iftiraya yeltenenler, bütün incelikleriyle bize açıklanan evlilik hayatının bütün gerçeklerini unutmuşlardı. Sadece O'na iftira etmek için, mana ve maksadını değiştirecek bir tek şey söylediler. Çok kadınla neden evlendi?Fakat gençliğinde temizlik ve iffet ile meşgul olduğunu, cahiliyet devrinde, gençlerin mubah ve normal saydıkları bütün lezzet ve şehvetlere hiçbir zaman yanaşmadığını unuttular.Yirmi beş yaşma gelinceye kadar, mubah olan evliliğe dahi istekli olmadığını, halbuki evlilik, sevimli, soylu aile ve kızlar arasında yeri olan her genç için, kolay olduğu gibi, kendisi için de kolay olduğunu unuttular.Yirmi beş yaşındayken evlendiği zaman, kırk yaşındaki bir hanımla evlendiğini, elli küsur yaşına gelinceye kadar bir tek hanımla, yani Hz. Hatice ile yetindiğini unuttular.Bazı soyları bağdaştırmak veya himaye etmek için evlendiğini, güzellik ve şehvetin asla söz konusu olmadığını unuttular."Şehvet hissine mağluptur" diye niteledikleri Zatın, birçok günlerinde arpa ekmeğine dahi doyamadığını ve birçok imkanlara sahip olduğu ve onları memnun etmek gayet kolay ve ağır birşey olmadığı halde, zevcelerini memnun etmek için kanaat ve iktisatın ötesine gitmediğini unuttular. Bir arada bulundurduğu zevcelerin sayısı,tarihçe sabit olduğu gibi,bu gerçeklerin de tarihçe sabit olduğunu unuttular.Peygamberi lekelemek,O'na iftira etmek ve gerçekten ayrılmak için,bütün bunları unuttular. Halbuki gerçeği arayıp,söylemek ve hatıra getirmek isteselerdi,bunları görmeleri,görmezlikten gelmelerinden daha kolaydı." 33Buraya kadar söylediklerimizden anlaşılmaktadır ki, Hz.Peygamberin evliliklerinin herbirisi,ayrı bir gayeye mebnidir. O,asla bir kadın düşkünü değildir.Pek çok kadınla evlenmesi ve bu evliliklerin hepsini gayet arızasız bir şekilde götürmesi dahi, O'nun peygamberlik delillerinden bir tanesini teşkil etmektedir.** Bu konuyla ilgili bakılabilecek kitapların kısa bir listesini vermeyi uygun gördük:AKKAD, Abbas Mahmud, Abkariyyetü Muhammed s.85-112.
BİNTÜŞ-ŞaTi, aişe Abdurrahman, Teracimu Seyidati Beytin-Nübüvve.
DERVEZE, Muhammed İzzet, Siretü'r-Resul, 1:68-88.
EBu ŞEHBE, Muhammed b. Muhammed, es-Siretü'n-Nebeviyye fi Dav'i'l-Kur'an Ves-Sünne, 2:294-316.
EL-CEBRi, Abdulmüteal Muhamed, es-Siretü'n-Nebeviyye ve Evhamü'l-Müsteşrikin, s. 153-156.
EL-MEVLa, Ahmed Cad, Muhammed el-Meselü'1-Kamil, s. 262-273.
ELMALILI, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili,6:314-321.
HASAN, H. İbrahim, İslam Tarihi, 1:242-249.
HEYKEL, Muhammed Hüseyn, Hayat-u Muhammed, s.352-360.
KAL'ACI, Muhammed Ravvas, Dirasetün Tahliliyyetün Li Şahsiyyetü'r-Resul Muhammed, s. 171-186.
MEVDuDi, Ebul Ala Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı, 1:209.
NURSi, Bediüzzaman Said, Sözler, (25. Söz, 3. Şua, 2.cilve, 2. esas);
- Mektubat, (7. Mektup).
RIZa, Muhammed Reşid, Tefsiru'l-Fatiha, s. 145-158.
SaBuNi, Muhammed Ali, Ravaiu'l-Beyan Tefsir-u ayati'1-Ahkam, 2:298-338.
M. Fethullah Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler 1/84-97.
- Sonsuz Nur, 1:347-360.
SAiD HAVVA, er-Resul, s. 149-171.
ŞİBLİ,Mevlana,Asr-ı Saadet,2:137-169
TABBARA;Afif Abdülfettah,Meal Enbiya Fi'l-Kur'an,s.435-443*Yard.Doç.Dr.Muhittin Akgül,Sa. Ün. İlahiyat Fak. Öğr. ÜyesiDİPNOTLAR26- Bu asılsız rivayet için bkz:Taberi, a.g.e, 22:18;Zemahşeri, el-Keşşaf, 3:540-541; Kurtubi, a.g.e, 14:189-190
27- Buhari, İman 22,E'time 23-27; Müslim, Zühd 20-25, 33; Nesai, Dahaya 37; İbn Mace, E'time 48,49; Ahmet b.Hanbel,2:98
28- Buhari,Cihad 89, Tirmizi,Buyu'7;Nesa'i,Buyu'58,Darimi,Buyu'44;Ahmet b.Hanbel, 1:236.
29- Müslim, Birr 33; ;İbn Mace, Zühd 9, Ahmet b.Hanbel,2:285.
30- Ahmet b.Hanbel, 5:411
31- Gülen, M.Fethullah,Asrın Getirdiği Tereddütler-1,s.87.
32- Gülen, -Asrın Getirdiği Tereddütler-1,s.87.
33- Akkad,Abbas Mahmud,Abkariyyetü Muhammed, s:98 vd.

Kaynak

http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/peygamberimizin-hanimlari-ve-evliliklerindeki-hikmetler-1

http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/peygamberimizin-hanimlari-ve-evliliklerindeki-hikmetler-2,

Teşekkür Ederiz

Ek Bilgi