Bazı Olaylar

Kıble'nin Kudüs'den Kabe'ye Çevrilmesi (M. 623- H.2)

Hicretin ikinci senesine kadar müminler Kudüs'deki Mescid-i Aksâ'ya doğru namaz kılıyorlar, ibadet yapıyorlardı. Bu senede ise kıble Mescid-i Aksâ'dan Mescid-i Haram'a, Kabe'ye çevrildi. Bu husustaki vahiy geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm Seleme Oğulları yurdundaki mescidde öğle namazını kıldırıyordu. Farzın ikinci rekatinin rükûsunda vahyin gelmesiyle, Kudüs'den Kabe'ye doğru döndüler. Namazlarını bu halde tamamladılar. Onun için bu mescid, "İki Kıbleli Mescid" adını aldı.

    Yahudiler ve Hıristiyanların da kıbleleri Kudüs olduğu için, daha önce müminlerin o tarafa doğru ibadet etmesinden memnun oluyorlardı. Zaten onların İslâm Dinine ısınmaları için, bir süre böyle devam etmişti. Kıblenin değişmesiyle gerek yahudiler, gerekse kâfirler çok dedikodu ve yaygara yaptılar.

Zekât Ve Oruç Farz Kılınıyor (M. 623- H.2)

Hicretin ikinci senesinde mühim dinî hükümlerden bir kısmı daha emrolundu. Bunlar, oruç, fıtır sadakası, zekât, kurban, Ramazan ve Kurban bayramları namazlarıdır. Ramazan orucu, Bedir gazasından önce Şaban ayında farz kılındı. Ayrıca fıtır sadakası da emrolundu. Ramazan ve Kurban bayramları namazları ve bu bayram günlerindeki beş vakit namazdan sonra tekbir getirmek vâcib oldu. Zilhicce ayında kurban kesmek vacip zekât da, farz kılındı.

Kabeyi Ziyaret İçin Yola Çıkış

Hicretin altıncı yılının Zilkade ayında Peygamberimiz Aleyhisselâm 1500 eshabıyla Kabe'yi ziyaret için yola çıktı. Niyetleri sadece ziyaret ve tavaf olduğundan yanlarına, yalnız âdet üzere yolcu silâhı olan kılıç almışlardı. Bununla Kureyşlilere de savaşmak için gelmediklerini göstermek istiyorlardı. Eğer Kureyşliler de sulh niyetiyle gelişe anlayış gösterirse, İslâm Dini daha iyi yayılma imkânı bulacaktı. Çünkü bazı kabileler, arzu ettikleri halde, Kureyşlilerin savaş haline bakarak müminlere yaklaşmaktan çekiniyorlar, İslâm Dini ile şereflenemiyorlardı.

Müslümanlar, ihramlarına bürünmüş, kurbanlık develerini yanlarına almış oldukları halde, Mekke'ye bir günlük mesafedeki Hudeybiye Kuyusunun adını taşıyan köye kadar geldiler. Haber Mekke'ye ulaştığı zaman, kâfirler telâşa kapıldılar. Ne olursa olsun müslümanları Mekke'ye sokmamaya karar verdiler. Müslümanların niyetini tam öğrenebilmek için elçi gönderdiler. Ancak kendi elçilerinin Fahri Kâinat Efendimize gösterilen itaat ve hürmeti anlatmasından hoşlanmadılar. Peygamberimiz Aleyhisselâm Kureyşlilere hacdan başka bir maksat için gelmediklerini anlatabilmek için, müminlere baskın için gelen ve esir alınan müşrikleri de serbest bıraktırdı. Gönderdiği bir keşif kolu ile de müşriklerin durumunun ne olduğunu öğrendi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, kendi elçilerine güvenmeyen, araya girenlerin sözlerine bakmayan Kureyşlilere, savaş niyetinde olmadıklarını bildirmek için Hazreti Osman'ı elçi gönderdi. Kureyşliler Mekke'de bir çok yakını olmasına rağmen, Hazreti Osman'ı göz hapsine aldılar. Onun Kabe'yi tavaf için geldiklerine dair sözlerine aldırış etmediler. Ancak kendisinin tavafına izin verdiler. Hazreti Osman ise, Peygamberimiz Aleyhisselâm olmadan Kabe'yi ziyaret edemeyeceğini bildirdi. Hazreti Osman'ın gelmemesi üzerine müminler endişeye düştü. Hatta Mekkeliler tarafından öldürüldüğü haberi çıkarıldı. Vaziyet çok nazik bir devreye girdi. Sahabiler Peygamberimiz Aleyhisselâmm etrafında toplandılar. Bir ağacın altında, Peygamber elçisini öldürenlerle savaşmak, Peygamberimizin emirlerine sonuna kadar uymak üzere biat ettiler, söz verdiler. Onun için bu ahde, Rıdvan Biati denilir. Müminlerin sayısı ve silâhı zayıftı, fakat imânları kuvvetliydi. Onun için bu biatin tarihteki yeri çok mühimdir.

Müslümanların bu kararlı hazırlığı duyulunca, Kureyşliler telâşa kapıldı. Çünkü ileri gelenler, savaşların kendileri için iyi sonuç vermediğini anlamıştı. Üstelik sulh içinde olurlarsa, Şam ticaret yolunda serbestçe gidip gelebileceklerini düşünüyorlardı. Hemen Hazreti Osman'ı serbest bıraktılar. Andlaşma yapmak üzere de elçiler gönderdiler. Hazreti Osman'ın sağ olarak dönmesiyle müminler rahatladılar.

Hudeybiye Andlaşması (M. 628-H.?)

Peygamberimiz Aleyhisselâm sulhun daha iyi ofacağını ve Mekke'de gizlice imân edenleri düşünerek elçilerle andlaşmayı kabul etti. andlaşma görünüşte müminlerin aleyhine gibiydi. Çünkü kâbe ziyaretinin ertesi seneye kalması, imân eden Mekkelilerin Medine'ye alınmaması, gelirlerse geri verilmesi gibi ağır hükümler vardı. 10 sene için imzalanan bu andlaşma, müminlere çok ağır geldi. Peygamberimiz Aleyhisselâm, kendilerini Fetih Sûresi'nin gelişiyle, zaferin yakın olduğunu müjdeledi. 13 Mart 628 yılında imzalanan andlaşma sırasında, Hudeybiye'de 20 gün kalındıktan sonra dönüldü.

Hudeybiye'de müminlere ağır gelen maddelerin hikmeti kısa zamanda anlaşıldı. O maddeler, kâfirlerin kendi isteğiyle andlaşma-dan çıkarıldı. Çünkü andlaşma hükümlerince, Medine'ye gelemeyen ve barınamayan müslümanlar Şam yolu üzerinde toplandı. 300 kişilik bir mücahid birliği kurarak Mekke kervanları için korkulu rüya oldular. Kâfirler bu tehlike karşısında ricalarla bu hükmü kaldırttılar. Müminlerin Medine'ye serbestçe gelmesi, Arap kabilelerinden dileyenlerin müminlerle birlik olmasıyla İslâmiyet iyice yayıldı ve kuvvetlendi.

Hükümdarları Dine Davet (M. 628- H.7)

Peygamberimiz Aleyhisselâm, bütün insanlara ve cinlere doğru yolu göstermek üzere gönderilmişti. Arap kabilelerinin imân etmeye başlamalarından sonra, diğer insanları da hak dine çağırdı. Hicretin yedinci milâdın 628'nci yılı Muharrem ayında, hükümdarlara ve devlet temsilcilerine elçiler gönderdi. Kendilerini ve emirlerinde yaşayan toplulukları İslâm Dinine çağırdı. Yazdığı mektuplarda bir çok nasihatlar etti.

Peygamberimiz Aleyhisselâmm elçilerinden Hazreti Amr b. Ümeyye, Habeş Hükümdarı Ashame'ye; Hazreti Hâtıb b. Ebî Beltia, Mısır Hükümdarı Mukavkıs'a; Hazreti Dıhye b. Halife, Bizans Kralı Herakl'e; Hazreti Süleyt b. Amr, Yemâme Meliki Hevze b. Ali'ye; Hazreti Şücâ b. Vehb, Gassan Meliki Haris b. Ebî Şemmer'e; Hazreti Abdullah b. Huzâfe ise, İran Şahı Husrev Perviz'e gönderildi.

Bunların içinde ilk dört hükümdar, elçileri iyi karşıladı.

Diğer ikisi ise, çok kızarak küstahlık gösterdi. Ancak çok geçmeden belâlara uğrayıp cezalarını çektiler. Habeş Hükümdarının imân ettiği, Bizans Kralı'nın ise bu niyette olduğu halde yanındakilerden çekindiği bildirilmektedir. Elçi geldiği zaman Şam'da bulunan Herakl, Mekke tüccarlarıyla beraber Ebû Süfyan'ı kabul etmiş, Peygamberimiz Aleyhisselâm hakkında bilgi almıştır. Duyduklarının hepsinin son peygamberin vasıfları olduğunu söylemiştir. Mısır hükümdarı nazik bir cevapla bir çok hediyeler ve iki cariye göndermiştir. Bunlardan birisi müminlerin validesi Hazreti Mâriye'dir. Peygamberimiz Aleyhisselâmın mektubunu yere atıp savaşa kalkışan Gassan Meliki'nin yurdu, kısa zaman sonra müslümanlarca fethedildi. Mektubu yırtıp Peygamberimiz Aleyhisselâmı öldürtmek için valisine emir veren İran Şahı ise, kendi oğlu tarafından öldürüldü.

Müminlerin Kabe Ziyareti (M. 628- H.7)

Hicretin yedinci yılı hac mevsiminde, Peygamberimiz Aleyhisselâm 2000 kişilik mümin topluluğuyla Kabe'yi ziyaret etti. Hudeybiye andlaşmasıyla bir sene sonraya kalan bu ziyaret sırasında müminler sadece yolcu silâhlarını kuşandılar, andlaşma hükümlerince üç günlük ziyaret esnasında Kureyşliler şehri boşalttılar. Müminlerin Peygamberimiz Aleyhisselâmın etrafında birlik içerisinde Kabe'de ibadet etmelerini uzaktan hayranlıkla seyrettiler. Medine'de zayıfladıkları suçlaması karşısında Peygamberimiz Aleyhisselâm ile sahabileri başları dimdik halde koşarak güçlerini gösterdiler. Kurbanlarını kestikten sonra Medine'ye döndüler.

Hicretin yedinci, milâdın 628'nci yılında yapılan Kâbe ziyareti, büyük tesirler uyandırdı. Müslümanların dinlerine bağlılıkları, temiz ahlâkı müşriklerin dikkatini çekti. Nitekim Uhud'da İslâm Ordusunu boğazdan basan ve savaşın şeklini değiştiren büyük kumandan Halid b. Velid ile, Amr b. As, Osman b. Talha gibi Kureyş'in ileri gelenleri imân etti. Kâfirlerin kendilerini kınamaları karşısında, İslâm Dininin üstünlüğüne tam inandıklarını, her türlü kötü inançtan kurtulduklarını bildirdiler. Onların Medine'ye gelerek aralarına katılması, müslümanları çok

Kabileler Topluca İman Ediyorlar

Mekke'nin fethinden sonra Arap kabilelerinden henüz imân etmemiş olanlar da İslama geldi. Yeni müminlere dinleri öğretmek için âlimler gönderildi. Bahreyn, Gassan ve Yemen Hükümdarları gönderilen elçilerle müslüman oldu. Müslüman olan hükümdarlardan Maan Emiri Ferve ise, bağlı olduğu Bizanslılar tarafından öldürüldü. Yeni İslâm ülkelerine, şehirlerine valiler tâyin edildi. Eski dinlerinde kalmaya devam eden Hıristiyan, yahudi ve mecusî toplulukları vergiye bağlandı. Özetle İslâm Dini Arapistan yarımadasında hükmünü uygulamaya ve kök salmaya başladı.

Münafıkların Fesadı ve Mescid-i Dırar

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ramazan ayında Tebük'ten Medine'ye döndü. Büyük bir sevinçle karşılandı. İslâm Ordusunun Bizans Devletine karşı koyması, her tarafta geniş yankılar uyandırdı.

Münafıklar ise, Hıristiyan ve yahudilerle işbirliği yaparak İslâmı baltalamak çabalarını sürdürüyordu. Müminleri, türlü bahanelerle Tebük seferinden alıkoymak istemişler, bozgunculuk yapmışlardı. Kendileri dışındaki İslâm düşmanlarının yardımı ve teşviki ile bir mescid yapmışlardı. Kuba Mescidi yakınında yapılan ve buradaki cemaati bölmek istedikleri mescid, sadece adıyla ibadet yerini andırıyordu. Aslında ise, müminlere karşı dış düşmanlarla yapılacak bir savaş için hazırlanmış, içi silâh deposu haline getirilmişti. Münafıklar Tebük Savaşına giderken, Peygamberimiz Aleyhisselâmı mescidlerinde namaz kılmaya davet etmişler, söz de almışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm Tebük'ten dönünce, buraya uğramak istedi. Ancak ilâhî vahiy ile işin hakikati bildirildi.

Çünkü Peygamberimize suikast yapmayı bile düşünüyorlardı. Bunun üzerine Efendimiz mescidin yıkılması için emir verdi. Yerle bir edilerek, gizli emelleri ortaya çıkarılan bu yere, "Mescid-i Dırar = Zarar Mescidi" adı verildi. İki ay sonra münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül ölünce, adamları da dağıldı. Böylece İslâm, dışarda Bizans, içerde ise münafıklar gibi iki tehlikeyi atlatmış oldu.

Ek Bilgi